Obezite ve Kolorektal Kanser Arasındaki Bağlantı: Bağırsak Mikrobiyomu Kritik Rol Oynuyor

Obezite ve Kolorektal Kanser Arasındaki Bağlantı: Bağırsak Mikrobiyomu Kritik Rol Oynuyor
Yeni bir araştırma derlemesi, bağırsak mikrobiyomunun (bağırsaklarda yaşayan mikroorganizma topluluğu) obezite ile kolorektal (kolon ve rektum) kanser arasındaki bağlantının merkezinde yer aldığını ortaya koyuyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde yetişkinlerin yaklaşık yüzde 40'ının obezite kriterlerini karşıladığı ve kolorektal kanserin önde gelen kanser ölümlerinden biri olduğu düşünüldüğünde, bu iki durumu bağırsak mikropları aracılığıyla ilişkilendirmek, kanseri önleme çabalarını yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor. Missouri Üniversitesi'nden tıp araştırmacısı Hashim Muhammad Moseeb liderliğindeki çalışma, bağırsak mikrobiyomunun metabolik hastalıklar ve kanser için hem bir biyobelirteç hem de potansiyel bir tedavi hedefi olarak işlev gördüğünü belirtiyor.


Araştırma, obeziteyle yaşayan birçok yetişkinin, kalp hastalıklarıyla bağlantılı risk faktörleri grubu olan metabolik sendrom geliştirdiğini vurguluyor. Bu bireylerin bağırsaklarında genellikle daha düşük mikrobiyal çeşitlilik ve yağ dokusunda iltihaplanmayı artıran daha fazla bakteri bulunduğu gösterildi. Derleme, daha az çeşitli mikrobiyal topluluğun, daha yüksek metabolik riskle el ele gidebileceği fikrini destekliyor. Sağlıklı bağırsak bakterileri, diyet lifini kolon hücrelerini besleyen ve iltihabı yatıştıran kısa zincirli yağ asitlerine dönüştürür. Ancak mikropların dengesi (disbiyozis) değiştiğinde, iltihaplı moleküller kan dolaşımına sızarak yağ dokusunun insüline daha az yanıt vermesine neden oluyor; bu durum, obezite ve insülin direncinin neden aynı kişilerde kümelendiğini açıklayabilir.


Bilim insanları ayrıca, bazı bakteri türlerinin kolorektal tümörlerin içinde yakındaki sağlıklı dokuya göre çok daha yaygın olduğunu tespit etti. Özellikle Fusobacterium adı verilen bakterinin, iltihaplanma yollarını aktive edebileceği, DNA onarımını engelleyebileceği ve tümörlere saldıran bağışıklık hücrelerini köreltebileceği laboratuvar deneyleriyle destekleniyor. Diğer mikroplar ise kolon hücrelerindeki DNA'ya zarar veren toksinler üreterek kansere zemin hazırlıyor. Bu mikrobiyal "parmak izleri" sağlıklı ve kanserli doku arasında farklılık gösterdiği için, dışkı örneklerinde ölçülebilir ve mevcut kolon kanseri testlerine eklenerek yüksek riskli kişilerin daha erken tespit edilmesine yardımcı olabilir.


Bağırsak mikroplarını değiştirmenin en güçlü yollarından biri diyettir. Çalışmalar, yüksek lifli, düşük yağlı bir diyetin koruyucu bileşikleri artırıp kanser riskine bağlı safra asitlerini azalttığını gösteriyor. Fasulye, tam tahıllar, meyve ve sebze gibi gıdaların tüketilmesi, bağırsak mikroplarının kolonu koruyan bileşikleri üretmesine yardımcı oluyor. Buna karşın, yüksek oranda işlenmiş gıdalar, mikrobiyal toplulukları daha fazla iltihaplanmaya ve aşırı enerji hasadına iterek hem kilo alımını hem de tümör büyümesine daha elverişli bir kolon ortamını pekiştiriyor.


Diyetin ötesinde, doktorlar gelecekte probiyotikler ve fekal mikrobiyota transplantasyonu (FMT) gibi doğrudan müdahalelerle bağırsak mikroplarını değiştirmeyi test ediyorlar. Halihazırda düzenleyici kurumlar tarafından onaylanan standart mikrobiyota tedavilerinin olması, gelecekte metabolik hastalıklar ve kanser için daha hedefli, mikrobiyom bazlı tedavilerin yolunu açıyor. Bu ilerlemelerin adil olması ve obezite ile kolorektal kanserin daha yüksek yüke sahip olduğu Siyah, Hispanik ve düşük gelirli topluluklar da dahil olmak üzere tüm toplumları kapsaması hedefleniyor. Moseeb, yaşam tarzı, mikrobiyom ve biyobelirteç verilerini birleştiren Moleküler Patolojik Epidemiyoloji çerçevesinin, gelecekte pratik tarama ve rehberlik için önemli bir araç olacağını düşünüyor.


Bu haberi paylas:
Paylas